Duyguda mısın?

Aklınla mı karar veriyorsun yoksa kalbinle mi?

Bu sorunun taraf seçmeye iten yanı, bir yanılsamadan ibaret. Ayrıca çocuklara yöneltilen “Anneni mi daha çok seviyorsun yoksa babanı mı?” sorusu kadar da zararlı.

Yeni doğan bir insan nasıl yürümeyi, konuşmayı, tuvaletini yapmayı öğreniyorsa duyguları da ona ilk bakım verenlerden öğreniyor. Bir çocuk öfkelendiğinde onun bu yaşadığına öfke dendiğini bu kişiler söylüyor örneğin. Keza bu duygularla ne yapacağını da…

Bastırmayı, yok saymayı, hatta duygularından utanmayı öğrenen çocuklar analitik olmayı duygusuz olmak sanabiliyorlar. Fakat normal şartlar altında duygusuz olmamız mümkün değil. Tıpkı yaşadıklarımızın ve ona verdiğimiz tepkilerin basit olmasının mümkün olmaması gibi. Bu kompleksite rahatsız edici gelebilir. Çünkü kişinin kendisine karşı dürüst ve cesur olmasını gerektirir ayrıca bu çoğunlukla çok yorucu olabilmektedir.

Fakat bir şeyi yok saymak onu ortadan kaldırmaz değil mi?

Inside Out, ülkemizde Ters Yüz ismiyle gösterilmiş olan bir Pixar filmi. “Mutlu” bir ailede dahi, büyümenin ne kadar karmaşık olabileceği o kadar sade ve görsel bir dille aktarılıyor ki; ‘mutlu aile eşittir mutlu çocuk, o da eşittir mutlu sonsuzluk’ diyemeyeceğimizi anlıyoruz.

Yaşamın ise basit çözümler yerine dürüst çözümlerde saklı olduğunu aktarıyor bizlere.

Çünkü mutluyken bir yanımız üzgün de olabilir, sevdiğimiz birine kızabiliriz, korktuğumuz bir şeyi yaparken keyif de alabiliriz.

Duygulara ve kendine dair seyir keyfi yüksek bir aydınlanma yaşamak isteyenleri bu filmi izlemeye davet ediyorum.

Duygularına ve yaşadıklarına karşı cesur olabilme deyince aklına kuzey edebiyatı gelen yalnız ben olamam değil mi?

Dışarıdan mükemmel ya da normal gözüken bir aile tablosu içinde kendi gerçekliğiniz bambaşkaysa ve size atanmış aileniz bu gerçekliği reddediyorsa ne yaparsınız?

İnsan ailesini seçemez ama hikayesini anlatmayı seçebilir.

Diyor Vigdis Hjorth, Miras isimli kitabının arka kapağında. Kendi duygularına, yaşadıklarına yaşamaya devam ederken otopsi yapabilen parıltısız, cesur bir karakterin peşinde belki de kendi hikayenize göz atmak isteyebilirsiniz. Çünkü hepimizin; yok saydığı, başkalarından yok saymayı öğrendiği, kimi zaman da adını koyamadığı şeyler var.

Duygularına sadece kendini güzellemeden ya da sadece kendisini suçlamadan (bu iki davranış biçimi de kişinin kendine sabit bir rol biçerek değişen/dönüşen duygularıyla dürüst bir biçimde yüzleşmesini engelliyor) doğrudan bakabilen ana karakterimiz bunun için çok çaba sarf ediyor. Bu çabaya tanık olmak kimi zaman duygusal açıdan okuyucu için de zorlayıcı olabiliyor. Fakat hiç şüphesiz ki bu okunması gereken bir hikaye.

Zor olan, bir çatışmada taraf tutmak değil, dedi Bo, zor olan her iki tarafı da tutmak. Zor olan, her iki tarafın da kurban olması ve kurban rolünü üstlenmesi, buna ihtiyaç duyması, bunu sonuna kadar kullanıp vazgeçmemesi. (sayfa 223)

5.6.23

Asya

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir